Evet, aslında başlık bu çok önemli incelemenin kısacık bir özeti gibi olmuş. Ama her gereksiz şey gibi bu inceleme de biraz dallanıp budaklanmalı değil mi? Bu köşe ara ara gelen şiddetli laik atağım gibi ‘insan’ adındaki acayip canlıların yani bizlerin dikkat çekici özelliklerine dikkat çekme atağımın bir ürünü.

Garip tipler olmakla birlikte benim en zorlandığım ve yetişkinliğime kadar inat ve ısrarla inanmaya devam ettiğim bir özellikleri var; sözü ve özü bir sanmak…Olur mu bunca şeyi boşuna mı anlatıyor bu insan evladı.

Evet asla boşuna değildir.

Israrla her seferinde o oltadaki yemi yutmuş olduğum bir dönem oldu.

Mesela aynı konu hakkında sürekli soru soran kişinin dediği bir şey vardır;

“Aman canım sadece merak ettim” Aaa tamam sadece merak etmiş ne var bunda diye geçiştirebileceğiniz bir durum değildir bu aslında. O acayip kişi aslında orada demek istiyor ki “seninle ilgili kafamda acayip senaryolar var hepsini uydurup uydurup dizdim ve doğrulamak için senden bir takım şeyler almam lazım”

Sen sıcak bir arkadaşlığın ilk temellerini atıyor olduğunu sansan da karşıda beyin fonksiyonları bilim insanları tarafından dikkatlice incelenmesi gereken bir insan vardır.

Kimisi bu konuda yüzeysel davranır yani aslında tam olgunlaşmamış çaylaktır bu kişi.  

”Merak ettim “,”senin iyiliğin için”, “onu o anlamda demedim”, “yanlış anlama ama” ve benzeri cümle süsleriyle yetinip karşısındaki tarafından  kolaylıkla anlaşılabilir ve yüzeysel kalırlar. Yazının başlığı ‘neden’ sorusu içeriyor bu yüzden nedeni belirtelim. Birkaç atılımdan sonra eğer karşıdakinin hayatı onu tatmin etmiyor veya çıkarlarını karşılamıyorsa duracaktır. O neden genelde kişisel bir çıkardır. Kişisel bir çıkarı yok ise kesinlikle başka kişilerin hayatları ile tatmin olmak gibi bir hastalığı vardır. Neden işte budur.

Çaylaklar duracakları yeri bildiklerinden değil korkularından dururlar. Ama üst modelleri sınırı bilmez. Bunların kimi canını sıkar kimi canını alır kimi bilgi alır kimi taht alır. Yöntem aynıdır; güven kazan sonra istediğini elde et…

İşte esas tehlikeli olanlar bu üst modellerdir. Bunlar tarihte imparatorların aklını çelmişler ve bunu tatlı dille güzel hediyelerle türlü türlü iyi niyet göstergeleri ile yapmışlar. Evliliklerle, hediyelerle veya çok yakın silah arkadaşlıklarıyla bu böyle süregelmiş ama bu acayip insan değişmemiş. Çok bilinen bir hikaye ; Sezar ve Brütüs. Tabii ki gerçek hikâye, Shakespeare’in “Sen de mi, Brütüs?” sahnesinden daha karmaşık fakat güvendiği ve önemli konuma getirdiği Brütüs onu bıçaklayanlar arasındaydı. Ya da Fransa Kralı IV. Henri’nin soyluların arasına soktuğu, para ve  askeri yetkiler verdiği, çok önemli görevler verdiği Biron’un ihanetine uğraması gibi. Önce güven kazan, sonra o güvenin sana açtığı kapılardan içeri gir taktiği. ”Her şey ülkemizin iyiliği için” ve  “Ben senin iyiliğini düşünüyorum canım benim” arasında büyük benzerlikler var. Acayiplerin tarihsel evrimleşmesi diyebilir miyiz?

Günümüzde artık sonucunda kan dökülmüyor yaşam süresi de uzadığı için ölene kadar sürekli bu acayiplerle uğraşmak zorunda kalıyoruz. Yine tatlı dille çok sıcakkanlı ve içten davranışlarla maske takıyorlar. Ama esas yüz bambaşka çıkıyor hatta bazıları matruşka gibi, açtıkça o kadar küçülüyor ki sonunda minicik kalıyor. Yani çok irdelemeye gerek yok gerçek yüzlerini asla bulamayacağımız acayipler var. Aslında bir acayibi anlamak için tek yapmamız gereken zamana bırakmak. Yani günümüzde zamana bırakabiliriz önceki çağlarda yaşasaydık çoktan öldürülmüştük.

Evet zaman…Çünkü çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde ele geçer demişler.

Çekirge sıçradığı an gözünden anlamamız da mümkün ama bu acı yoldan geçiyor işte. Güzel bir darbe gerekiyor bunun için. O konu biraz sıkıntılı. Umarım çekirgeyi gözünden anlayacak hale gelmezsiniz. Çünkü maalesef ben çekirgenin sıçrayacağı anı gözünden anlıyorum.